Hayatın Vazgeçilmez Bir Öğesi Olarak Müzik

Tarih boyunca insanoğlu pek çok yaşam tecrübesini çeşitli sesler aracılığıyla ifade etmeyi denemiştir. Bunların ortaya konuş tarzındaki estetik anlayışların da müziği ortaya çıkardığı düşünülebilir. Dolayısıyla hayatı boyunca insanoğlunun müziksiz bir ortamda yaşaması söz konusu değildir. Müzik hayatımızın o kadar içine
işlemiştir ki bunun ne denli büyük bir etki alanı olduğunu çoğumuz fark etmez bile. Mesela; doğan bir bebeğin kulağına okunan ezanda, sokakta satılan herhangi bir ürünün duyurusunda, tarihsel olarak incelersek savaşa giden bir ordunun yanında yer alan mehterde veya askeri bir bandoda, bugün hemen hemen her birimizin kullandığı radyo, televizyon, internet ve cep telefonlarında, toplu taşım araçlarındaki anonslarda, vefat eden bir insanın kabri başında okunan dualarda dahi kullanılan ve adeta vazgeçilmez bir unsur olarak işittiğimiz müziğin
yeterince farkında mıyız acaba?

Kimimiz bunları nesilden nesile aktarılan bir gelenek, kimimiz eğlence, kimimiz ibadet, ve hatta şifa,kimimiz iletişim aracı veya profesyonel bir meslek olarak görürüz. Bu kadar geniş bir etki alanı olmasına rağmen toplumda müziğin ne yazık ki sadece bir “eğlence aracı” olduğu fikri hakimdir. Çoğu zaman bu yüzeysel bakış “Müzik ruhun gıdasıdır” gibi söylemlerle dile getirilmektedir. Bu noktayı biraz genişletelim; acaba her gıda türü, gerçekten bütün insanlar için yararlı mıdır? – gerekli midir? veya “gıda zehirlenmesi” olgusu müzik için de geçerli midir?. Elbette geçerlidir… Müzikoterapi ile ilgili şöyle bir klişeden bahsedilir. “Su sesi insanın ruhunu
rahatlatır, ve pek çok devirde de tedavi amaçlı kullanılmıştır.” Düşünelim; evini sürekli su basan bir kişi, ruhsal olarak sıkıntıya düşse ve gittiği psikolog da “su sesi her derde devadır” anlayışıyla onun üzerinde terapi aracı olarak su sesini kullansa… Hastanın tepkisini düşünebiliyor musunuz; iyileşme niyetiyle gittiği terapiden daha da rahatsız bir şekilde çıkardı herhalde, değil mi? Seslerin insan üzerindeki muazzam etkisinden hareketle, müzikal
anlamda ortaya konan her ürünün, herkes için her zaman ve her ortamda aynı anlamı taşımadığını, dolayısıyla bıraktığı etkinin de aynı olması bekleyemeyeceğimizi söyleyebiliriz. Bir başka ifadeyle “Bireysel ve toplumsal doku ve buna bağlı olan ihtiyaçlar bağlamında müzik, her zaman ruhun gıdası değildir, olamaz.” da denebilir.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply